1. Nüfus Cüzdanı Risalesi

    Bir arkadaşım var. Adını bilmiyorum. Bizi, kim, ne zaman, nerede ve ne maksatla tanıştırdı onu da bilmiyorum. Çarşıda, pazarda, periyodik olarak -uzun aralıklarla- karşılaşıyoruz. Ve her karşılaşmamızda nasıl oluyor, her seferinde laf oraya nasıl geliyor bilmiyorum, sohbetimizin konusu birdenbire “nüfus cüzdanları” oluveriyor. 

    Nüfus cüzdanlarını değiştirecekler, diyor.

    Onun bu sohbet çabasını boşa çıkarmamak için, İyi olur, diyorum, zaten cüzdanlara sığmıyor. 

    Beklediği tepkiyi almış olmanın verdiği coşkuyla devam ediyor; Tabi abicim, ehliyet boyutuna indirecekler. Böyle kart gibi olacak. Ne buruşma ne kırılma…

    En güzeli, diyorum. Bu ne ya böyle, yufka gibi nüfus cüzdanı mı olurmuş.

    Sanki dünyanın en iyi esprisini yapmışım gibi omzumu tutarak, sarsıla sarsıla gülüyor. Yufka diyor,  gerisini tamamlayamıyor. Gülerek uzaklaşıyor. 

    Yıllardır her karşılaşmamızda istisnasız hep bu konuyu konuşuyoruz. Maazallah olur da birgün gerçekten nüfus cüzdanlarının boyutu değişirse konuşacak konumuz kalmayacak. 

     

  2. Alastair Reid: Kısa Bir Borges Hikayesi

    1960’lı yıllarda Buenos Aireslilerin gözünde Borges çok iyi tanınan, yerlere göklere sığdırılamayan bir sima haline gelmişti. Daha  o sıralarda görme yetisini tümüyle yitirmesine rağmen gezip dolaşmaya pek düşkündü. Çoğu kez bir arkadaşının refakatinde bastonuna sıkı sıkı tutunur, bir âmânın pür dikkat tavrıyla seğirtirdi. Ulusun gözbebeği haline gelmişti, garsonlar taksi şoförleri bile onu tanır, hürmette kusur etmezlerdi. Calle Mexico üzerindeki Ulusal Kütüphanenin müdüriyetiyle memur üstat mesai bitiminde makamından çıkar,  evine ulaşmak için şoförlerinin kendisini gayet iyi tanıdığı taksi durağına gitmek için her gün işlek bir caddeden karşı kaldırıma geçmek zorunda kalırdı. Yanında ona eşlik edecek biri yoksa, ki çoğu zaman da olmazdı, bastonunu tıpırdata tıpırdata yaya geçidine kadar yürür, kendisini karşıya geçirmesi için önüne ilk çıkan yayanın dirseğine yapışırdı. İşte bir gün yine aynı şekilde caddedeki yaya geçidine gitmiş. Yanındaki sessiz refakatçiyle birlikte kazasız belasız taksi durağına varmışlar. Borges daha ağzını açıp bir şey demeye fırsat bulamadan kim olduğu bilinmeyen bu zât, “Teşekkür ederim, çok teşekkür ederim, her kimseniz tanrı sizden razı olsun. Buenos Aires’te hâlâ hayırsever insanların bulunduğunu bilmek beni öylesine mutlu etti ki,” diyerek kendisine şükranlarını bildirmiş.

    (Filuçuşu’ndan alıntılanmıştır)

     

  3. Anlar

     

    Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
    İkincisinde daha çok hata yapardım.
    Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
    Neşeli olurdum, ilkinde olmadıgım kadar,
    Çok az şeyi
    Ciddiyetle yapardım.
    Temizlik sorun bile olmazdı asla.
    Daha çok riske girerdim.
    Seyahat ederdim daha fazla.
    Daha çok güneş doguşu izler,
    Daha çok dağa tırmanır,daha çok nehirde yüzerdim.
    Görmedigim bir çok yere giderdim.
    Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
    Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
    Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım.
    Yeniden başlayabilseydim eger, yalnız mutlu anlarım olurdu.
    Farkında mısınız bilmem, yaşam budur zaten.
    Anlar, sadece anlar.
    Siz de anı yaşayın.
    Hiçbir yere yanında su, şemsiye ve paraşüt almadan,
    Gitmeyen insanlardandım ben.
    Yeniden başlayabilseydim eger, hiçbir şey taşımazdım.
    Eger yeniden başlayabilseydim,
    İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
    Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
    Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
    Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eger.
    Ama işte 85’indeyim ve biliyorum…
    ÖLÜYORUM…

    Jorge Luis Borges
    Arjantin-1985